Yasar's profile...Herşey Sende Gizli...PhotosBlogLists Tools Help

...Herşey Sende Gizli...

Yasar Ak

Weather

Loading...

Bilseydim *Cemal Safi


Meydan mı verirdim bu ayrılığa?
Bilseydim bu kadar zor olduğunu.
Bilseydim dünyanın böyle karanlık,
Bilseydim bu kadar dar olduğunu.

Dilimden sıçrayan bir kıvılcımın
Bilseydim bir anda kor olduğunu.
Bilseydim şu anki gönül acımın
Senin yokluğundan var olduğunu.

Boyun mu bükmezdim sitem etmene,
Bilseydim sükutun kar olduğunu.
Sebep mi olurdum dargın gitmene,
Bilseydim küsünce sır olduğunu.

Bilseydim yüzümün dört mevsimi güz,
İçimin ağlayan nar olduğunu.
Bilseydim odamın dört duvarı buz,
Sensiz yatağımın kar oldugunu.

Fırsat mı tanırdım bu dargınlığa
Bilseydim bu kadar zor olduğunu.
Bilseydim zindandan daha karanlık,
Bilseydim hücreden dar olduğunu....
Cemal Safi

Başedemezsin *Cemal Safi


İş işten geçmeden gel de söz dinle,
Sen benim aşkımla başedemezsin.
Ben sarhoş gezerken senin derdinle,
Sen kendi gönlünü hoş edemezsin.

Gül sefa sürse de bülbül çilerken,
Bin pişman olmaz mı rengi solarken,
Ben sana dört mevsim bahar dilerken,
Sen benim yazımı kış edemezsin.

Fırtına biçersin ey rüzgar eken,
Borcunu faizle öder geciken,
Sen benim gezdiğim yolları diken,
Yattığım yatağı taş edemezsin.

Gülersin aşığı yedekte sayıp,
Yetmez mi arından verdiğin kayıp,
Kınalı kekliğim elde var deyip,
Sen beni kafeste kuş edemezsin.

Kapılma hayalin renk akışına,
Ağlarsın gerçeğin can yakışına,
Ben kurban olurken bir bakışına,
O canım gözleri yaş edemezsin.

Aklını başına topla da vazgeç,
Gel beni dinle de vuslata gün seç,
Sen benim elime mecbursun er geç,
Bahtımı mecnuna eş edemezsin...
Cemal Safi


Güller Ağlardı İçimde *Ümit Yaşar OĞUZCAN

Ne zaman ayrılık saati gelse
En vazgeçilmez yerinde yaşamın
Duysak ayak seslerini akşamın
Ve sokaklardan el ayak çekilse
Bir ürpertiyle duyarım o zaman
Seni çağıran sesi uzaklardan
Ne zaman ayrılık saati gelse
Bir gariplik çöker içime birden
Kalan tek anı gibi bir devirden
Durmadan çalınır o gamlı beste
Sanki bilir de hazin öykümüzü
Bulutlar ağlar, kararır gökyüzü
Ne zaman ayrılık saati gelse
Bir çaresizliği anlatır gibi
Birden değişir gözlerinin rengi
Mavi solar, koyulaşır yeşilse
Sarınca ruhunu eski bir hüzün
Uçar gider pembeliği yüzünün
Ne zaman ayrılık saati gelse
Uzatsan özlemle dudaklarını
Tüm ağaçlar döker yapraklarını
Ne çiçek kalır ortada, ne bahçe
Sadece uğultusu o rüzgarın
Ve bir umut kırıntısı: belki yarın
Ne zaman ayrılık saati gelse
Bir fırtına çıkmışçasına, büyük
İçimizdeki güllerin boynu bükük
Bir zaman kalakalırım öylece
Neden sonra gittiğini anlarım
İçimde güller ağlar, ben ağlarım
Ümit Yaşar OĞUZCAN

Yaşayabilme İhtimali *Yılmaz ERDOĞAN

Soğuk ve şehirlerarası
otobüslerde vazgeçtim
çocuk olmaktan
ve beslenme çantamda
otlu peynir kokusuydu babam...

Ben seninle bir gün Veyselkarani`de haşlama yeme ihtimalini sevdim.

İlkokulun silgi kokan, tebeşir lekeli yıllarında
(ankara`da karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı o zaman)
özlemeye başladım herkesi...
Ve bu hasret öyle uzun sürdü ki,
adam gibi hasretleri özlemeye başladım sonra...

Bizim Kemalettin Tuğcu`larımız vardı...
Bir de camların buğusuna yazı yazma imkanı...
Yumurta kokan arkadaşlarla paylaşılan
kahverengi sıralarda, solculuk oynamaya başladık...
Ben doktor oluyordum sen hemşire, geri kalanlar kontrgerilla...
Kırmızı boyalarla umut ikliminde harfler yazılıyordu, pütürlü duvarlara
ve Türk Dil Kurumu`na inat bir Türkçeyle...
Ağbilerimizden öğrendik, Ş harfinden orak çekiç figürleri türetmeyi...

Ankara`ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu.
Ve kapalı mekanlarda sevişmeyi öneriyordu haber bültenleri
Oysa Ankara`da hiç sevişmedim ben.
Disiplin kurulunda tartışılan aşkım olmadı benim...
(Sınıfça gidilen pikniklerde kıçımıza batan platonik dikenleri saymazsak...)
Ankara`ya usul usul kurşun yağıyordu...
Ve belli bir saatten sonra sokağa çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri...
Oysa hiç kurşun yaram olmadı benim...
Ve hiçbir mahkeme tutanağına geçmedi adım...
çatışmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzüydüm sadece...

sana şiirler biriktiriyordum fen bilgisi defterimde
ama sen yoktun...
Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum, suni tenefüs saatlerinde...
Okul servisi seni hep zamansız, amansızca bir lojman griliğine götürüyordu...
Ben, senin benimle Tunalı Hilmi Caddesi'ne gelebilme ihtimalini seviyordum...

Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum.
yaz sıcağı toprağa çekiyordu tenimin çatlamaya hazır gevrekliğini...
Sonra otobüs oluyordum,
kırık yarık yoların çare bilmez sürgünü...
Ne yana baksam dağ ve deniz sanıyordum Muş ovasının yalancı maviliğini...
Otobüs oluyordum bir süre...
Yanımızdan geçen kara trenlerle yarışıyordum,
yanağım otobüs camının garantisinde...
Otobüs oluyordum...
Bir ülkeden bir iç ülkeye...
Çocukluğuma yaklaştıkça büyüyordum...

Zap suyunun sesini başına koyuyordum şarkılarımın listesinin...
Korkuyordum...
Sonra iniyordum otobüsten...
Çarşıdan bizim eve giden,
ömrümün en uzun,
ömrümün en kısa,
ömrümün en çocuk,
ömrümün en ihtiyar yolunu koşuyordum...
Çünkü sonunda annem oluyordum
babam kokuyordum sonunda...

Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim, çocuk olmaktan...
Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam...

Ben seninle bir gün Van`daki bir kahvaltı salonunda...
Ben seninle (sadece bilmek zorunda kalanların bildiği) bir yol üstü lokantasında...
Ben seninle, Ağrı dağına mistik ve demli bir çay kıvamında bakan Doğubeyazıt`ın herhangi bir toprak damında...
Ben seninle herhangi bir insan elinin terli coğrafyasında olma ihtimalini sevdim...

Ben senin,
beni sevebilme ihtimalini sevdim!
Yılmaz ERDOĞAN

Gözüm Kesmiyor *Cemal SAFİ

Sessizim ne kadar üzsen de beni
Ağzımı açmaya gözüm kesmiyor
Vurduğun zincirden çözsen de beni
Bırakıp kaçmaya gözüm kesmiyor
 
Ne olur git deme kalbimi kır da
Meleyen gönlümü kaptırma kurda
Sıratı geçecek imanım var da
Aşkından geçmeye gözüm kesmiyor
 
Ne çıkar sararıp solsa da yüzüm
Gönlümde baharsın gelse de güzüm
Çekilmez olsa da sitemin nazın
Başka yar seçmeye gözüm kesmiyor
 
Ne olur git deme kalbimi kır da
Meleyen gönlümü kaptırma kurda
Sıratı gececek imanım var da
Aşkından geçmeye gözüm kesmiyor
Cemal Safi

Güneşin olsun gönlünde *Casar Flaischlen

Güneşin olsun gönlünde
Kar bile yağsa, ya da fırtına olsa
Gök bulutlarla ve dünya kavgayla dolsa
Güneşin olsun gönlünde
O zaman gelsin ne gelirse
Doldurur ışıklarla en karanlık gününü
 
Bir şarkın olsun dudaklarında
Sevinçli ezgilerle
Seni günlük tasalar bunalıma boğsa bile
Bir şarkın olsun dudaklarında
O zaman gelsin ne gelirse
Yardım eder savuşturmaya en yalnız gününü
 
 
Başkaları için de bir diyeceğin olsun
Tasada ve bunalımda
Ve kendi ruhunu şenlendirecek her şeyi
Söyle onlara da,bir şarkın olsun dudaklarında
 
Yitirme sakın yürekliliğini
Güneşin olsun gönlünde
Ve her şey iyi olacak
Casar FLAISCHLEN

Unutamadığım *Ahmed ARİF

Açardın,
Yalnızlığımda
Mavi ve yeşil,
Açardın.
Tavşan kanı, kınalı - berrak.
Yenerdim acıları, kahpelikleri... 
    
Gitmek,
Gözlerinde gitmek sürgüne.
Yatmak,
Gözlerinde yatmak zindanı
Gözlerin hani?
 
"To be or not to be" değil.
"Cogito ergo sum" hiç değil...
Asıl iş, anlamak kaçınılmaz'ı,
Durdurulmaz çığı
Sonsuz akımı.
 
İçmek,
Gözlerinde içmek ayışığını.
Varmak,
Gözlerinde varmak can tılsımına.
Gözlerin hani?
 
Canımın gizlisinde bir can idin ki
Kan değil sevdamız akardı geceye,
Sıktıkça cellad,
Kemendi...
 
Duymak,
Gözlerinde duymak üç - ağaçları
Susmak,
Gözlerinde susmak,
Ustura gibi...
Gözlerin hani?
Ahmed ARİF

Sensiz Olmadı *Cemal SAFİ

Kaybolan neşemi şarkıda, sazda,
Bulmayı denedim, sensiz olmadı.
Felekten bir gece çalıp biraz da,
Gülmeyi denedim, sensiz olmadı...

Hasreti herkesten çok tanıyorum,
Bu zehrin üstüne yok sanıyorum,
Islak gözlerimden utanıyorum,
Silmeyi denedim, sensiz olmadı...

Doğmanı bekledim battığın yerden,
Dönmeyi bilmedin gittiğin yerden,
Beni sarhoş diye sattığın yerden,
Gelmeyi denedim, sensiz olmadı...

 
Evlenmiş dediler, çıldıracaktım,
Resim, mektup, şiir, ne varsa yaktım.
İlmeği kaç defa boynuma taktım!
Ölmeyi denedim, sensiz olmadı...
Cemal SAFİ

Bir Gelir Gider *Cemal SAFİ

Yüzüne bakınca içim tutuşur,
İçime bir kızıl kor gelir gider.
Geçtiğin sokaklar şavkınla ışır,
Bastığın toprağa nur gelir gider.
 
Helal-i hoş olsun gurur da naz da
Ne olur tebessüm etsen biraz da?
Gülmezsen gökyüzü aysız kalmaz da,
Yüzün gibi mehtap zor gelir gider.
 
Tarifin olmuyor ne kadar yazsam,
Ellerim tutmuyor resmini çizsem,
O güzel çehreni görmeyen ressam ,
Bilmez ki dünyaya kör gelir gider.
 
Yeryüzü hiç afet görmedi sanma,
Ey benim aklımı alan muamma ,
Her türlü felaket mümkündür amma,
Sen gibi kıyamet bir gelir gider.
Cemal SAFİ

Seni Sevmek *Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

Kişi seni severse
Soyunur aya karşı
Sever
Ölüşüne dek
Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

Bilir Misin? *Ümit Yaşar OĞUZCAN

Tam sınırdan kaçarken vurulmak nedir bilir misin?
Nöbetçiler ha gördü, ha görecek
Parmaklarının ucu dikenli tellere değdi değecek...
Ama... Bir adım daha atamazsın.
Uzanıp tutamazsın;
Göz pınarlarında donup kalır hayallerin
Planların, kaçışın, kurtuluşun
Ve deler sevgi dolu yüreğini
Sevgi bilmeyen bir kurşun.
Bir okyanusta boğulmak nedir bilir misin?
Batan bir gemiye el sallayamamak,
Oturup ağlayamamak,
Birkaç kulaç ötedeki
Bir tahta parçasını tutamamak,
Nedir bilir misin?
Sevmek nedir bilir misin?
Bir şeyler tutuşur yüreğinde kıpır kıpır
Bütün benliğini sarar, ısıtır.
Her gülüşte yeniden doğarsın
Ve bin kere ölürsün her iç çekişte
Nasıl anlatsam bilmem ki.
Yani "sevmek" işte.
Duymak nedir bilir misin?
Duymak, ama anlatamamak
Çemberini kıramamak kelimelerin.
Tam dilinin ucuna gelmişken söyleyememek
"Seviyorum" diyememek
Yani ölümü yaşamak nedir bilir misin?
Ümit Yaşar OĞUZCAN

Sevdan Beni *Ahmed ARİF

Terketmedi sevdan beni,
Aç kaldım, susuz kaldım,
Hayın, karanlıktı gece,
Can garip, can suskun,
Can paramparça...
Ve ellerim, kelepçede,
Tütünsüz uykusuz kaldım,
Terketmedi sevdan beni...
Ahmed ARİF

Çocuksun Sen *Ahmet TELLİ

Çocuksun sen sesinin çağlayanına düştüm
Bir çiçeğe tutundum düşerken, ordayım hâlâ
Sallanıp durmaktayım bir saatin sarkacı
Nasıl gidip geliyor gidip geliyorsa öyle
Zaman benim işte, nesneleşiyor tüm anlar
Dursam ölürüm paramparça olur dünya

Çocuksun sen sesinin çağlayanına düştüğüm

Uçurum diyordun bir aşk uçurum özlemidir
Bırakıyorum öyleyse kendimi sesinin boşluğuna
Tutunabileceğim tüm umutları görmiyeyim için
Gözlerimi bağlıyorum geceyi mendil yaparak
(Gözlerim bir yerlerde daha bağlanmıştı, bunu
Unutmuyorum unutmuyorum unutmuyorum hiç)

Bir rüzgâr esse ellerin fesleğen kokuyor
Kırlangıçlar konuyor alnına akşamüstleri
Bu yüzden bir kanat sesiyim yamaçlarda
Üzgün bir erguvan ağacıyla konuşuyorum
Ayrılığın zorlaştığı yerdeyim ve dalgınlığım
Bir mülteci hüznüne dönüyor artık bu kentte

Çocuksun sen alnına kırlangıçlar konan

Bir bulutun peşine takılıp gittiğimiz yer
Okyanus diyelim istersen ya da sen söyle
Batık bir gemiyim orda, seni bekliyorum
Upuzun bir sessizliğim fırtınalar patlarken
Gövdem köle tacirlerinin barut yanıkları içinde
Ve gittikçe acıtıyor yaralarımı tuzlu su

Çocuksun sen, büyümek yakışmazdı hiç
Gülüşünün kokusuyla yeşerdi bu elma ağacı
(Soluğunun elma kokması bundandı belki)
Bir elma kokusuna tutundum düşerken
Sallanıp durmaktayım bir saatin sarkacı
Nasıl gidip geliyor gidip geliyorsa öyle

Çocuksun sen, çocuğumsun
Ahmet TELLİ

Hayal Oyunu *Can YÜCEL

Ellerindi ellerimden tutan
Ellerimdi ellerinden tutan...
Bıraktığı anda ellerimiz ellerimizi
Gökyüzüne vuracaktı gölgeleri ellerimizin
Kimbilir kaç martılar halinde...

Bir masada karşı karşıya
Seyrederken dudaklarını senin,
Dile gelmiş ilk Türkçeydik...
Henüz başlamış külrengi bahar,
Ne savaş, ne barıştık biz...

Bu dünyaya yeni gelmiş bir diyar
Manolyaya gece konmuş kumrular...
Can YÜCEL

Gidemem *Sezen AKSU

Bazen daha fazladır her şey
Bir eşikten atlar insan
Yüzüne bakmak istemez yaşamın
O kadar azalmıştır ki anlam

O zaman git hemen radyoyu aç
Bir şarkı tut
Ya da bi kitap oku mutlaka
İyi geliyor
Ya da balkona çık bağır bağırabildiğin kadar
Zehir dışarı akmadan yürek yıkanmıyor

Ama fazla da üzülme, hayat bitiyor bir gün
Ayrılıktan kaçılmıyor
Hem çok zor, hem de çok kısa bir macera ömür
Ömür imtihanla geçiyor

Ben bu yüzden hiç kimseden gidemem, gitmem
Unutamam acı tatlı ne varsa hazinemdir
Acının insana kattığı değeri bilirim, küsemem
Acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir

Bir şiirden, bir sözden
Bir melodiden, bir filmden
Geçirip güzelleştirmeden can dayanmıyor
Yıldızların o ışıklı fırçası azıcık değmeden
Bu şahane hüzün tablosu tamamlanmıyor
Sezen AKSU

Gecikme *Aziz NESİN

Ya zamanından çok erken gelirim,
Dünyaya geldiğim gibi,
Ya zamanından çok geç,
Seni sevdiğim gibi,
 
Mutlulukta hep geç kalırım,
Hep erken giderim mutsuzluğa,
Ya her şey bitmiştir çoktan,
Ya hiçbir şey başlamamış,
 
Öyle bir zamanına geldim ki yaşamın,
Ölüme erken sevgiye geç,
Yine gecikmişim bağışla sevgilim,
Sevgiye on kala, ölüme beş.....
Aziz NESİN

Boşuna *Aziz NESİN


Sen yoksun...
Boşuna yağıyor yağmur...
Birlikte ıslanmayacağız ki...

Boşuna bu nehir...
Çırpınıp pırpırlanması...
Kıyısında oturup göremeyeceğiz ki...

Uzar uzar gider...
Boşuna yorulur yollar...
Birlikte  yürüyemiyeceğiz ki...

Özlemler de ayrılıklar da boşuna
Öyle uzaklardayız...
Birlikte ağlayamayacağız ki

Seviyorum seni boşuna...
Boşuna yaşıyorum
Yaşamı Bölüşemiyeceğiz ki...
Aziz NESİN

Tersine Yaşamak *Can YÜCEL

Yaşamın en tatsız tarafı sona eriş seklidir.
Şüphesiz ki yaşamı tersten yasamak daha güzel, hatta mükemmel olurdu.
Nasıl mi ?
Cami'de uyanıyorsunuz.

Bir tahta sandık içersinde,

Herkes karsınızda saf durmuş, iyiliğinize dua ediyor ve tüm haklar helal edilmiş vaziyette.

Tabuttan doğruluyorsunuz, yaşlı, olgun ve ağırbaşlı olarak.
Herkes etrafınızda, büyük bir
İtibar, iltifatlar, çocuklar torunlar hepsi hazır.

Arabanıza kurulup evinize gidiyorsunuz.
Doğar doğmaz devlet size maaş bağlıyor, aylık veya üç ayda bir maaşınızı alıyorsunuz.

Ne güzel, hazır maaş, hazır ev....
Altmışlı yaslara kadar her şey garanti, huzur içinde yaşıyorsunuz.

Sağlığınız gittikçe düzeliyor, kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz.

Bir gün çalışmak istiyorsunuz ve ise ilk başladığınız gün size hoş geldin hediyesi olarak bir plaket ve altın kol saati veriyor patronunuz..

Ve genel müdürlük veya bunun gibi yüksek bir makamdan tecrübeli bir insan olarak ise başlıyorsunuz.

Herkes karşınızda el pençe divan... vücudunuzda da bazı hoşa giden hareketler de başlıyor. Gittikçe zayıflıyor forma giriyorsunuz.
Diğer hormonal aktiviteler artıyor, fevkalade.....aman ne güzel günler başlıyor...
Derken bir gün patron size artık üniversiteye gitsen daha iyi olur diyor.

Bu arada babanız ortaya çıkmış, "fazla çalıştın" diyor "artık eve dön, işi bırak, okumaya basla, harçlığın benden olsun..." keyfe bakar misiniz?
Okuduğunuz dersler gittikçe kolaylaşıyor.

Ekmek elden, su gölden bir dönem başlıyor.

Partiler, diskotekler, kızların sayısı artıyor.

Derken Anne ve babanız sizi götürüp getirmeye başlıyor, araba kullanma derdi de yok artık....
Günün birinde sizi okuldan da alıyorlar, "evde otur, keyfine bak, oyuncaklarınla oyna" diyorlar..
Mamanız ağzınıza veriliyor, zaman zaman altınızı bile temizliyorlar, hatta bu durum alışkanlık yaratıyor ve hiç tuvalet kullanmamaya başlıyorsunuz.
Derken anneniz bir gün size süt verme kararını alıyor ve başka bir keyifli dönem başlıyor.
Mama artık her yerde, her an ve en taze şeklinde hazır.

Bir gün karanlık ilik ve sıcak bir ortama giriyorsunuz.

Beslenmek için ağzınızı açmaya dahi gerek yok, bir kordondan besleniyor, sıcacık, yumuşacık, gürültü ve patırtısız bir ortamda yasıyorsunuz.
Küçülüyor, küçülüyor, ufacık bir
hücre halini alıyorsunuz.
Ve günün birinde müthiş bir
Olayla hayatiniz bitiyor...

 

Can YÜCEL

Kadının Hası *Can Dündar

Her gün kim bilir kaç kadin görüyorum...
Sokakta, vapurda, okulda, kuaförde, orda, burda...
Ama olmuyor hanimlar, olmuyor! Kadinlar kadinligi unutali daha kaç on yil oldu ki?
Solaryuma girmeye, çiplak gezmeye, kariyer hirsiyla yüzlerini
Burusturmaya baslayali kaç on yil oldu?
Çevremde gördügüm kadinlardan bazilarinin birtakim özelliklerini seçtim.
Bunlara, dizilerdeki, filmlerdeki, romanlardaki kadinlarin hosuma giden özelliklerini ekledim.
Gözlerimi kapadim, Osmanli zamanindan kalma, hani su afet-i devran denen kadinlari düsündüm.
O nasil bir cazibedir ki, peçelerin ardindan bile erkekleri asik eder.
Bir Fransiz kadininin zarafetini düsündüm sonra, bir Ispanyol kadininin atesini ve bir Türk köylü kizinin tazeligini.
Kadinin güle benzemesi gerektigine karar verdim sonunda. Kadinin hasi güle benzer. Rengiyle, kokusuyla,
dikeniyle. Açin televizyonu, bir tane gül görüyor musunuz?
Kadinin hasi...
Kadinin hasi yumusak basli olmaz, ama agirbasli ve sicak olur. Agirbasliliktan kastim, sikicilik degil
elbet. Simarikligin da hakkini verir.
Agirbasli tebessümleri olur bir de. Kadin yüzü dedigin mahkeme duvarina benzemeyecek. Bu tebessümler
sevgidir. Yumusacik bir sevgi olur kadin yüreginde. Kim olursa olsun, Ne yasamis olursa olsun.
Erkegini dizine yatirip saçlarini oksamayi bilir gerçek bir kadin.
Kadinin hasi nerede, nasil davranacagini bilir. .
Insanlarin içinde kapris yapmaz, hir çikarmaz; ama
gerçek bir Osmanli kadini gibi, adabiyla, raconuyla istedigini alir.
Dirdir etmez. Çok konusup, baski yapip erkegi bezdirmez. Yüz göz olmaz kadinin hasi. Bazen öyle bir bakar ki,
hele bir de bazen öyle bir susar ki, bin tümceye bedeldir bu bakmalarla susmalar. Bu kadin üzülmeyi de bilir, aglamayi da, kizmayi da. Ama üzmemek lazim, ayrica kizdirmaya da gelmez.
Gerçek bir kadin ezik durmaz. Kambur yürümez, dimdik durur. Kendine saygisi, güveni vardir. erkegine
can yoldasi olur,destek olur, onu dinlemeyi bilir.
Bazen utangaç olur, bazen ürkek. Soguktan ya da yalnizliktan korkabilir kadin. Aptal olmaz gerçek bir kadin.
Bön bön bakmaz adamlarin suratina. Hülyali bakislari da olsa, zihni uyanik olur.
Hüznü, gökten deli deli yagan yagmur gibi olur, saçlarindan akar. Nesesi ise öyle renkli, öyle daginik; saçlari savrulur.
Kahkahalari vardir bu kadinin, çin çin eder odalarin duvarlarinda.
Sesi güzel olur kadinin, biraz bugulu...arada bir pencereye yaslar basini, sokaga dalip gider, bir sarki söyler.
Olgunluguyla sasirtir erkegi. Bazen de öyle çocuk olur, öyle saglam saçmalar ki, yine, yine sasirtir onu.
Sikmaz kadin, bunaltmaz, yasa yasa bitmez. Huzur verir varligiyla.
Içmesini de bilir kadinin hasi. Bazi aksamlar anason kokulu tüter sofrasinin sicagi. Içli bir türkü dinler bazen, üsür, sirtina hirkasini alir. Konusurken insanin yüzüne bakar kadin. Kibirli olmaz.
Kültürsüz olmaz. Bombos olmaz kafasi. Dünyanin, ülkenin olaylarini bilir, anlar, söyleyecek sözü vardir.
Kisiliklidir. Beceriklidir. Tirnagi kirilinca üzülür, üzülür iste, profesör de olsa, sultan da olsa, boksör de olsa üzülür.
Gerçek bir kadin hiçbir zaman reklam panolarindaki kizlara benzemez.
Etini teshir etmez. Fosforlu bir tas gibiligi yoktur onun, los bir cazibesi vardir.
Albenisi metrelerce öteden çarpar adami. Ne kadar örtünecegini, ne kadar
açilacagini, yerine ve zamanina göre bilir.Gerçek bir kadin Paris
podyumlarinda yürüyen, 17. yüzyilin vebali kadinlari gibi mankenlere benzemez.
Uzun saçlari vardir kadinin. Yumusak olur, güzel kokar. Kadinin hasi saçlarini ne zaman toplayacagini,
ne zaman salacagini bilir. Kadina yarasmaz sogukluk.
Gerçek bir kadin göbek atmayi, gerdan kirmayi, iyi becerir; ama öyle her yerde masalarin üstüne çikip oynamaz. Havasinda oldu mu, bir oynadi mi, herkes onu izler.
Kadin korunmayi sever, ama korunmaya muhtaç olmaz.
Erkekler korumayi severler, ama yine de güçsüz, zavalli kadinlardan hoslanmazlar. Güçlü kadindan ise
çekinirler, ona yanasamazlar. Kadinin hasi bu dengeyi kurmayi bilir; gücünü erkegin gözüne gözüne sokmaz.
Has kadina naz da yakisir, kapris de. Öyle tatli, öyle kivamli naz eder ki,
onun nazini erkek zevkle çeker.
Gerçek bir kadin siir gibi olur, mey gibi olur, ömür gibi olur
Can DÜNDAR

Geçer *Neyzen TEVFİK

Izdırabın sonu yok sanma, bu alem de geçer,
Ömr-i fani gibidir; gün de geçer, dem de geçer,
Ram karar eyliyemez hande-i hurrem de geçer,
Devr-i şadi de geçer, gussa-i matem de geçer,
Gece gündüz yok olur an-ı dem adem de geçer.

Bu tecelli-i hayat aşk ile büktü belimi,
Çağlıyan göz yaşı mı, yoksa ki hicran seli mi?
İnleyen saz-ı kazanın acaba bam teli mi ?
Çevrilir dest-i kaderle bu şu'unun filimi,
Ney susar, mey dökülür, gulgule-i Cem de geçer.

İbret aldın okudunsa şu yaman dünyadan,
Nefsini kurtara gör masyad-ı mafihadan,
Niyyet-i hilkatı bu aşk-ı cihan aradan,
Önü yokdan, sonu yokdan bu kuru da'vadadan,
Utanır gayret-i gufranla cehennem de geçer.

N
e şeriat, ne tariykat, ne hakiykat, ne türe,
Süremez hükmünü bunlar yaşadıkça bu küre,
Cahilin korku kokan defterini Tanrı düre!
Ma'rifet mahkemesinde verilen hükme göre,
Cennet iflas eder, efsane-i Adem de geçer.

Serseri Neyzen'in aşkınla kulak ver sözüne,
Girmemiştir bu avalim, bu bedyi' gözüne.
Cehlinin kudreti baktırmadı kendi özüne .
Pir olur sakiy-i gül çehre bakılmaz yüzüne,
Hak olur pir-i mungan, sohbet-i hemdem de geçer
 
Neyzen TEVFİK
Sözlük Yıldız
Ram                    : Boyun eğen,itaat eden
Hande-i hurrem    : Şen gülüşler
Devr-i şadi           : Memnunluk, sevinçlilik devri
Gussa-i matem     : Matemin kederi
An-ı dem adem     : İnsanın soluk alma anı
Tecelli-i hayat       : Hayatın talihi ( veya cilvesi)
Saz-ı kaza            : Mealen : kaderin sazı
Dest-i kader         : Kaderin eliyle (yardımıyla)
Şu'un                   : Olaylar ( "olup biten " )
Gulgule-i Cem      :
Hz. Süleyman'ın sesi
Niyyet-i hilkat       : Yaradılışın amacı
Aşk-ı cihan           : Dünya aşkı
Ara                      : Mıntıka bölge
Gayret-i gufran     : Affetme, merhamet etme niyeti
Türe                    : Hak hukuk adalet
Efsane-i Adem      : Hz. Adem efsanesi
Avalim                 : Dünyalar
Bedyi'                  : Güzellikler
Cehlinin               : Cehaletinin
Pir olmak             : Yaşlanmak,ihtiyar olmak
Sakiy-i gül çehre  : Gül sunan çehre(yüz).
Hak                     : Toprak
Pir-i mugan          : Meyhaneci
Sohbet-i hemdem : Canciğer arkadaş sohbeti(Muhabbeti)
 
*  
Photo 1 of 1

Quote of the Day

Loading...

Windows Media Player